Türkiye'nin ilk ve tek Ece Erken fan bloguna hoşgeldiniz! Burada Ece Erken'e dair herşeyi bulabilirsiniz. Ayrıca sadece Ece Erken'e değil, hayata, dünyaya dair herşeyi bulabilirsiniz. İyi eğlenceler diliyoruz, sevgilerle...
Arkadaşlar blogları gezerken birşeye rastladım. Çok dikkatimi çekti. Yayınlamak istedim, hayatımızdaki en değerli şeyin sağlığımız olduğunu unutmayalım.
Arkadaşlar, hiç düşündünüz mü? En büyük servetimiz nedir? Sağlık tabiki. Bir an için gözlerimizi kaybetiğimizi, duyamadığımızı, yada yürüyemediğmizi düşünelim. Yaşamak ne kadar zor olurdu? Sağlığımız için şükredelim. Hepimiz engelli adayıyız. Yarın başımıza neler geleceğini bilemeyiz. Sağlığımızın kıymetini bilelim.
MALZEMELER: Bir ölçek günaydın, İki ölçek iyi günler, Birazcık ilgi, Bir tutam anlayış, Bir tutam tebessüm, Normal ölçüde nezaket, Bir tatlı kaşığı tolerans
Malzemeyi iç dünyanızdan alın.
YAPIMI: Yıkamanıza gerek yok, temizdir. Gönül teknenizde yavaşça karıştırınız; Kokusu her yanınıza sinince duygu şerbeti ekleyiniz. Karışımı hayal tabağının üzerine yavaşça boşaltınız; Üzerini sevgi marmelatı ile süsleyiniz; Birkaç parça gökkuşağının renginden de serpiştiriniz.
Gün boyunca afiyetle yiyiniz. Sadece kendiniz yemeyiniz, herkese veriniz; Çünkü paylaşıldıkça çoğalır bu yemek.
Yemeğin Adı: İNSANLIK
Bir gün hepimiz bu yemekten pişirmeyi deneyelim. Ortaya ne kadar bir güzellik, nasıl lezzetli bir yemek çıkar düşünün. Bir gün deneyelim...
Bu resimler ve yazılar birçok blogta var. Ben de paylaşmak istedim. Belki hala görmeyenler ve şükretmeyi bilmeyenler olabilir! Yemek seçen biriyim. Ama bu resimleri gördükten sonra tabağıma konan herşeyi yemeye çalışacagım. Bu çocukların haline çok üzüldüm. Ne kadar şanslıyız. Hiç düşündünüz mü? Halimize şükredelim ve ihtiyacı olanlara
Bir voleybol maçı. Eşit güçte görünen iki takım mücadele ediyor. Birinci sette A takımı, maça önde başlıyor. Maçın sonuna kadar 2-3 puan önde gidiyor. Ancak B takımı, A ile durumu eşitliyor ve skor 22-22 oluyor. Ardından şans B takımıyla oluyor ve B takımı 25-23 skor ile geriden takip ettiği A takımından birinci seti alıyor.
İkinci set başladığında A takımı yine maça iyi başlıyor, hatta farkı açıyor. Bir ara skor A takımı lehine 18-13 oluyor. Ne var ki, yine şans B takımına gülüyor ve skor 23-23 oluyor. Her iki takım da seti almak üzere. Ne var ki, A takımı endişeleniyor ve kaybedeceklerini düşünüyorlar ve aynen de düşündükleri gibi oluyor. B takımı 25-23 skor ile seti alıyor.
**
Üçüncü sete B takımı önde başlıyor. Kısa sürede farkı 6'ya çıkarıyor; ardından da fark 9'a çıkıyor. B takımı 18, A takımı 9 puan alıyor. Manzara şaşırtıcı; ilk iki sette başa baş giden iki takım ortada yok. İyi bir takım ile zayıf bir takım karşı karşıya görünüyor ve B takımı fark atarak maçı alıyor.
**
7 yaşındaki Alim, satranç öğrenmeye başlıyor. Satrancı çok seviyor ve kısa sürede müthiş bir ilerleme gösteriyor. Dört ay gibi bir sürede 12-13 yaşındaki satranç oyuncularını ve hatta yetişkinleri yenmeye başlıyor. Bu çocukta aşikar bir satranç zekası olduğu görünüyor. Kendi isteği ve ailesinin desteğiyle haftada dört ayrı kursa gidiyor ve bilgisi giderek ilerliyor. Her hafta bir öncekinden daha iyi oynuyor. Öyle ki, kendi yaşadığı şehirdeki özellikle teknik bilgi ve strateji olarak en iyi satranç oyuncularından biri oluyor. Ne var ki, turnuvalarda bu satranç zekasını yansıtamıyor. Oyuna çok hakim olduğu halde, birçok oyunu yarıda bırakıyor. Çok iyi bir hamle serisi çıkarırken ve rakibinden çok daha güçlü iken kazara vezirini kaybedecek olursa oyunu bırakıyor. Halbuki devam edecek ve kararlılık gösterecek olsa oyunu kesin kazanacak; ama maçı kendi kafasında kaybettiği anda oyunu sürdürmüyor.
**
Gürkan, İngilizce kursuna gidiyor. Ama çok az ilerleme kaydediyor. Kursa devam ettiği halde, bu dili hiçbir zaman öğrenemeyeceğini düşünüyor ve kursta öğretilenler bir türlü Gürkan'ın kafasındaki duvarı aşıp içeri giremiyor.
**
Pelin üniversite sınavına hazırlanırken birinci deneme sınavı sonuçları iyi çıkmıyor. İkincisi de iyi çıkmayınca kursa gitse de çalışmayı bırakıyor.
**
Alim'in babası bilgisayara karşı oynadığı satranç maçlarında makine tüm önemli taşlarını alsa da oynamaya devam ediyor. Bazen bilgisayar vezir, kaleler ve filler gibi tüm güçlü taşlara sahipken kendisi, bir at ve fil ile bilgisayarı mat ediyor.
**
Avrupalı futbol takımlarının birçoğu 2-0 mağlup girdikleri ikinci yarıdan 3-2 çıkmayı başarıyor. Çünkü maçı bırakmıyorlar. Maçı kaybettik gözüyle bakmayıp tüm enerjileriyle oynamaya devam ediyorlar.
**
Nurtaç araba sürmeye ilk başladığında çok zorlanıyor; ama kararlılıkla devam edince tam bir İstanbul şoförü oluyor.
**
Başarı için ihtiyaç duyulan nedir? Bilgi mi, yetenek mi, uygun bir karakter mi? Üçüne de ihtiyaç var. Ama içinde kararlılık, olumlu tutum, sorumluluk duygusu olan karakter, bilgiyi de yeteneği de geliştiriyor ve sonunda başarıyı getiriyor. Çocuklarımızı sınavlara hazırlık kurslarından önce, karakter geliştirme ve kararlılık kurslarına göndermemiz gerekiyor.
yoksa, kelebeğin kanadındaki inadına sessiz bir çığlık gibi mi?
ya da, tuz-buz olan bir sırçanın haykırışı gibi mi?
nasıl bir sestir ki, perişan eder bizi duyduğumuzda?
ne kalpler kırdık bilmeden... ya da bile bile......
ne setler koyduk aramıza bu kırılmış kalplerden de...
sonra aşmaya çabaladık durduk çok...
dokunmak istedik,ulaşamadık....
ulaşmak istedik,kendi ellerimizle kurduğumuz
setler engel oldu yine kendimize.....
oysa, nasıl da kolaydı yıkıvermek han duvarlarını....
sıcacık bir gülümseme,
içten bir çift gözle birleştiğinde,eritmez mi en büyük buzulları???
esirgedik birbirimizden maliyeti sıfır olan gülümsemelerimizi...
kolay geldi bencillik en dar anlarda..koyuvermek..koyup kaçıvermek.... kaçarken bakmamak ardımıza...
ya da, bakıp da görmemek...görmek istememek...
her ne varsa...
oysa,ne de kolaydı düşmanlığı yoketmek, sıcacıık bir gülümsemeyle... olmaz dedik.
denemedik bile hiç... korktuk belki de yanılacağımızdan...
oysa hayat ne de kısa...
düşünmek için bile vakit yokken.... bile bile zehir ettik günlerimizi... kavgalarla... itişip kakışmakla harcadık dünlerimizi... ziyan ettik hem düne, hem bugüne., hem de yarınlarımıza...
sahi, kalp kırıldığında nasıl bir ses çıkarır? duydunuz mu hiç?
MALZEMELER: Bir ölçek günaydın, İki ölçek iyi günler, Birazcık ilgi, Bir tutam anlayış, Bir tutam tebessüm, Normal ölçüde nezaket, Bir tatlı kaşığı tolerans
Malzemeyi iç dünyanızdan alın.
YAPIMI: Yıkamanıza gerek yok, temizdir. Gönül teknenizde yavaşça karıştırınız; Kokusu her yanınıza sinince duygu şerbeti ekleyiniz. Karışımı hayal tabağının üzerine yavaşça boşaltınız; Üzerini sevgi marmelatı ile süsleyiniz; Birkaç parça gökkuşağının renginden de serpiştiriniz.
Gün boyunca afiyetle yiyiniz. Sadece kendiniz yemeyiniz, herkese veriniz; Çünkü paylaşıldıkça çoğalır bu yemek.
Bu sözler çok işinize yarayacaktır. Büyük bir kağıda yazıp çalışma masanıza asarsanız, arada bir gözünüz ona gider, görürsünüz. Belki de unuttuğunuz bazı şeyleri hatırlarsınız, belki de farkında olmadan yapıyorsunuzdur onları ama, yine de gerçekten "MEVLANA'NIN DEDİKLERİ GİBİ" olalım.
Okuldaki ikinci ayimda, hocamiz test sorularini dagitti. Ben okulun en iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada cakildim kaldim.
Son soru soyleydi: Hergun okulu temizleyen hademe kadinin ilk adi nedir? Bu herhalde bir cesit saka olmaliydi. Kadini yerleri silerken hemen hergun goruyordum.
Uzun boylu, siyah sacli bir kadindi. 50'lerinde falan olmaliydi. Ama adini nerden bilecektim ki!.. Son soruyu yanitsiz birakip kagidi teslim ettim. Sure biterken bir ogrenci, son sorunun test sonuclarina dahil olup olmadigini sordu. Tabii dahil dedi, hocamiz.. Is yasaminiz boyunca insanlarla karsilacaksiniz. Hepsi birbirinden farkli insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hakkeden insanlar bunlar. Onlara sadece gulumsemeniz ve `Merhaba' demeniz gerekse bile.. Bu dersi hayatim boyunca unutmadim. O hademenin adini da... Dorothy idi.
Ikinci onemli ders.Yagmurda otostop!
Bir gece vakit geceyarisina dogru Alama otoyolunun kenarinda duran bir zenci kadin gordum. Bardaktan bosanirca yagan yagmura ragmen, bozulan arabasinin disinda duruyor ve dikkati cekmeye calisiyordu. Gecen her arabaya el salliyordu. Yaninda durdum. 60'li yillarda bir beyazin bir zenciye hem de Alabama'da yardima kalkismasi pek olagan seylerden degildi. Onu kente kadar goturdum. Bir taksi duragina biraktim. Ayrilirken ille de adresimi istedi. Verdim. Bir hafta sonra kapim calindi. Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armaĞan da.
Gecen gece otoyolda bana yardiminiza tesekkur ederim. O korkunc yagmur sadece elbiselerimi degil, ruhumu da sirilsiklam etmisti. Kendime guvenimi yitirmek uzereydim, siz cika geldiniz. Sizin sayenizde olmekte olan kocamin yataginin bas ucuna zamaninda ulasmayi basardim. Biraz sonra son nefesini verdi.
Tanri bana yardim eden sizi ve baskalarina karsilik beklemeksizin yardim eden herkesi kutsasin!.. En iyi dileklerimle, Bayan Nat King Cole.
Ucuncu onemli ders.Size hizmet edenleri hep hatirlayin
Bir pastanin uc otuz paraya satildigi gunlerde 10 yasinda bir cocuk pastaneye girdi. Garson kiz hemen kostu.. Cocuk sordu: Cukulatali pasta kac para?.. 50 cent!.. Cocuk cebinden cikardigi bozuklari saydi. Bir daha sordu: Peki dondurma ne kadar.. 35 cent dedi. garson kiz sabirsizlikla..Dukkanda yiginla musteri vardi ve kiz hepsine tek basina kosusturuyordu. Bu cocukla daha ne kadar vakit gecirebilirdi ki?
Cocuk parasini bir daha saydi ve Bir dondurma alabilir miyim lutfen dedi. Kiz dondurmayi getirdi. Fisi tabagin kenarina koydu ve oteki masaya kostu. Cocuk dondurmasini bitirdi. Fisi kasaya odedi. Garson kiz masayi temizlemek uzere geldiginde, gozleri doldu birden. Masayi sanki akan yaslar temizleyecekti. Bos dondurma tabaginin yaninda cocugun biraktigi 15 cent duruyordu!
Dorduncu onemli ders.Yolumuzdaki engeller
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun uzerine kocaman bir kaya koydurmus, kendisi de pencereye oturmustu. Bakalim neler olacakti? Ulkenin en zengin tuccarlari, en guclu kervancilari, saray gorevlileri birer birer geldiler, sabahtan oglene kadar. Hepsi kayanin etrafindan dolasip saraya girdiler. Pek cogu krali yuksek sesle elestirdi. Halkindan bu kadar vergi aliyor, ama yollari temiz tutamiyordu. Sonunda bir koylu cikageldi.
Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sirtindaki kufeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarildi ve ikina sikina itmeye basladi. Sonunda kan ter icinde kaldi ama, kayayi da yolun kenarina cekti. Tam kufesini yeniden sirtina almak uzereydi ki, kayanin eski yerinde bir kesenin durdugunu gordu. Acti. Kese altin doluydu. Bir de kralin notu vardi icinde.. Bu altinlar kayayi yoldan ceken kisiye aittir diyordu kral. Koylu, bugun dahi pek cogumuzun farkinda olmadigi bir ders almisti. Her engel, yasam kosullarinizi daha iyilestirecek bir firsattir…
Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı.Hemen bir not yazdı, yolladı.
Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantada garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı.
Garson kız ilk defa böyle bir bahşiş alıyordu.Akşam eve giderken, kazandığı paranın bir parçasını her zaman köşe başında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.
Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki.İki gündür boğazından aşağı lokma geçmemişti.Karnını ilk defa doyurduktan sonra, bir apartman bodrumundaki tek odasının yolunu ıslık çalarak tuttu.Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titreşen köpek yavrusunu görünce, kucağına alıverdi.
Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu.Sıcak odada sabaha kadar koşuşturdu.
Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı.Bir yangın başlıyordu.Dumanı koklayan köpek öyle bir havlamaya başladı ki, önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman halkı.
Anneler, babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp, ölümden kurtardılar.
Bütün bunların hepsi, beş kuruşluk bile maliyeti olmayan bir TEBESSÜM'ün sonucuydu...
ALINTI
NOT: Bu yazı da çok güzel. Bir tebessüm insanların hayatını değiştirmeye yetiyor. Biz de insanlara bir gülümsemeyi çok görmeyelim.
Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu.